Ubuntu Yeni Kullanıcı Ekleme

Bilgisayarınızı birden fazla kişi ile mi kullanıyorsunuz ya da yeni bir kullanıcı oluşturmaya mı ihtiyacınız var ya da sadece benim gibi öğrenmek isteyen birisi misiniz? Eğer öyleyse bugün GUI ve Terminal üzerinden nasıl kullanıcı oluşturulur bunları göreceğiz.

Terminal ile Kullanıcı Oluşturma

Terminal ile kullanıcı oluşturmaya eminim bayılacaksınız. Oldukça eğlenceli.

Başlamadan önce terminali açıyoruz daha sonra kullanıcı ekleme komutu için aşağıdaki adımları takip ediyoruz. Şunu söylemekte fayda var kullanıcı ekleyebilmek için Administrator(Yönetici) bir hesabınız olması gerekiyor. 🙂

ubuntu-adduser

username: istediğiniz kullanıcı adını girebilirsiniz. İşlem başarılı olunca üsttekine benzer bir çıktı alacaksınız.

Kullanıcı oluşturulurken aşağıdakilere benzer sorular sorulacaktır isterseniz doldurun boş bırakmak için ENTER tuşuna basarak devam edebilirsiniz.

ubuntu-adduser-questions

 

GUI(Kullanıcı Grafik Arayüzü) ile Kullanıcı Oluşturma

Arayüz ile kullanıcı eklemek daha kolay ve görsel olarak daha güzeldir. Keyiflidir de.

Uygulamalar kısmına Users ya da Kullanıcılar yazarak kullanıcı ekleme arayüzüne ulaşabilirsiniz.

ubuntu-add-user

Account Type: Standart & Administrator

Standart: Yönetici haklarına sahip olmayan kullanıcı türü
Administrator: Yönetici haklarına sahip kullanıcı türü

Burada istenilen bilgileri girerek kolayca kullanıcı oluşturabilirsiniz. Tek yapmanız gereken geriye doğru yaslanıp derin bir nefes verebilirsiniz.

 

“Linux kullanmayı seviyorum. Linux kullanmayı seviyorum. Linux kullanmayı…” evet bunları her zaman söylemek isterdim fakat buna çok var bu yüzden sevmek için çabalamak gerekiyor.

Başka bir makalede görüşmek üzere, hoşçakalın.

 

 

Hastaların ve Yakınlarının Dikkatine! Sonbahar Geldi!

Her renk güzeldir. Kendince, kendi içinde, dışında ya da tek başına, güzeldir işte. Sonbahara alıştıran, o son baharın son gününe seni götüren nedir? Olsa olsa yeni bir sonbaharı bekleme aşkı olsa gerek, sanırım ben, böyle hissediyorum. Sonbahardan sonbahara.

Birkaç satır yazabilmek için haftalarca beklediğiniz oldu mu? Parmak uçlarınızla tuttuğunuz şeyi hissedebilmek için haftalarca bekledi… Tabanca patlayınca koşmaya başlayan koşucular gibi olacak sanıyorsunuz, birden, aniden. Yavaş yavaş başlıyorsun yazmaya, düşünmeye. Ben üzüldüğüm zaman ya da canım sıkıldığı zaman müzik dinlemeyi tercih ediyorum. Bazen acı bile sade gitmiyor. Komik değil mi? Gülüyorum da bunu yazarken, güleceğimi sanmazdım.

Bu, uzun bir yazı olacak. Gerçekten uzun. Müzikler serpiştireceğim sana.

Rejim 2 diye bir şey duymuş muydunuz? Peki ya Rejim 1? O değil de Rejim 3 çok güzel. Mis mis!

Rejim 1-2-3 gibi yiyecekleri sınıflandıran bir sistem kullanılıyordu kaldığım hastanede. sıvılar, tuzsuz yeşillik ağırlıklı yiyecekler, tuzlu normal yiyecekler gibi.

Rejim 2 tadı mı? Eeh, şey…

birthday-cake-moment-priceless

Hasta Yiyeceklerinin Temizliği

Bilmeniz gerekiyor ki hastalığınızı etkileyen yiyecekler mutlaka olacaktır. Bunları doktorunuz sizlere diyecektir. Bize bir liste vermişlerdi fakat o listede yazan bazı şeylerin dahi yenmemesi öneriliyordu.

Meyvelerinizi ve sebzelerinizi bolca suyla yıkayın. Bu işi siz yapacaksanız ya da sizin yerinize yapacak kişi mümkünse ellerini dezenfekte ile yıkasın. Ezilmiş, bekletilmiş, kuşkulandığınız yiyecekleri ASLA ama ASLA YEMEYİN. Çürüğünü keseyim bir şey olmaz da demeyin. Ne zaman çürüdü ve ne kadarı kalan meyveye nüfus etti bilemezsiniz.

Hazır gıdalar, konserve gıdalar, ince kabuklu meyveler, sebzeler, kuruyemişler, tatlılar, salam, sucuk gibi yiyeceklerin tüketimi benim için sınırlandırılmıştı. Bu ve buna benzer ürünlere dikkat ediniz.

Hazır gıdaların çoğu sağlıklı insanlara dahi önerilmezken hastaların yemesi de düşünülemez. En azından bu süreçte minimum tutmak ya da geçiçi olarak uzak kalmak önemli.

Dışarıdan yemenin, hazır gıdanın ve konserve gıdanın hatta markasız ürünlerin riskli olan yönü onları kimin yaptığından, yaparken ne kadar temizliğine, bakımına önem verdiğinden ya da yapılan makinanın ne kadar temiz olduğundan bir haber olmamız.

Örneğin bir cafe poğaça, tost vb. şeyler yapıyor. Bir cafede ya da işletmede bazen gelen müşteriler karşılanıyor, bir ora bir bura tutuluyor. Eller bir sürü gerekli gereksiz yerlere değiyor. Sonra da sizin poğaçanız ya da çayınız ikram ediliyor. Bu belki normal bir insanın bağışıklık sistemini uzun vadede etkiler fakat bizim yani hastaların bağışıklık sistemini çok çabuk etkileyebilir. Hele hele kemoterapi aldığımız bir dönemde. Oldukça riskli.

Hastanede en çok özlediğim şeyler arasında odun ekmeği vardı bir de salatalık. 9-10 aydan fazla bunları yemedim. Sebze yemem oldukça iyi yıkandığı sürece biraz daha serbest.

vegetables-gif

Sebze ve Meyveler Neden Yasak Oluyor ki?

Buna bir uzman gibi cevap veremeyebilirim fakat uzman doktorlardan ve haberlerden anladığım kadarıyla. Bu ürünler yetiştirilirken ilaçlanıyor. İlaçlar ciltlerine, kabuklarına nüfus ediyor ve ince kabuklulardan maddeye geçiyor. Ne yazık ki ürünlerimiz denetimden geçmiyor. Rusya’dan dönen domates haberleri televizyonlara yansımış mıdır bilmiyorum ama ben yıllardır böyle haberlere şahit oluyorum. Daha bu yaz karpuzlardaki aşırı ilaçların tehlikeli olabileceği haberi çıktı. Benim canım karpuz çekiyor ama ne anlayayım ki karpuzun ilaçsız olanından, daha sulusu, iyisini seçerken şaşıran beşer ilaçlısını nasıl anlasın! Koklayarak mı? Aşırı ilaçlayıp o kadar emek, kaynak harcayıp ne geçiriyorsun eline.

Sabredin dostlar bu günler de geçecektir. İlk kez yemekten içmekten kesilip yavaş yavaş sıvılarla beni toparlamaya karar verdiklerinde ilk içtiğim şey vişne suyuydu.

Hasta Odası ve Temizliği

Tedaviniz hastanede devam ederken dikkat etmeniz gereken bazı şeyler olacaktır. Hastaneye ilk yattığım zaman oda arkadaşım ve ailesi bize bu sürecin ve diğer şeylerin nasıl geçeceği hakkında yardımcı olup, bilgilendirmişlerdi. İlk oda arkadaşım tedavisinin sonunda bir süre sonra çıkacak bir hastaydı. Kısa sürede güzel vakitlerimiz olmuştur.

Öyle ya da böyle bir şekilde öğreneceksiniz fakat öncesinde okuyup öğrenmenin çok faydası olacaktır.

Öncelikle hastalığınızın durumuna göre olması gerekenler şartlar yerine getirildikten sonra kalan şeyler oldukça önem kazanıyor. Havalandırma sistemi varsa havası daima temiz olacaktır fakat yoksa camları açıp havalandırmanız oldukça iyi olacaktır. Temiz havaya ihtiyacımız var bizi dinç tutacaktır. Bazen camın kenarına yapışıp yüzüme esen rüzgarı hissetmek o kadar mutlu ediyordu ki beni. Hayatta olduğum ve mücadele etmem gerektiğini hatırlatıyordu.

Hastane Yakınında Sigara İçenlere:

Bir de lütfen HASTANE ÖNÜNDE SİGARA İÇMEYİN! ACİL ÖNÜNDE SİGARA İÇMEYİN! Sizin hiç mi düşünceniz, hastaya saygınız yok. Parmağı kanayan da aynı kapıdan giriyor, gögüs hastası olan da, solunum sıkıntısı çeken hasta da. Koku hassasiyeti olan hasta da. Hiç mi empati yeteneğiniz yok? Ya benim hastam bu durumda olsaydı diye düşünecek ufacıcık aklınız yok? Bizim dışarı açılan bir penceremiz var ve oradan gelen sigara kokusu bizi mahvediyor. Siz başka yere gidip leş kokulu sigaranızı içebilirsiniz fakat biz başka yere gidip temiz hava ALAMIYORUZ. Bundan da öte hastanın olduğu yerde neden sigara içilir arkadaş?

Odanızı havalandırılırken ve temizlik malzemeleri ile temizlenirken maske takmayı ihmal etmeyin. Odanızı temizleyen görevliler varsa onlar da temizlikte katkı yapacaktır. Sizin tuttuğunuz ya da tutma ihtimaliniz olan her yeri siz tekrar temizleyin.

 

Hasta Ziyareti

relief-talk-to-doctor

Elbette herkes hastasını ziyaret etmek ister fakat bazı hastalıklar var ki yakınındaki öksürse, hapşursa bundan bir şey kapabilir. Bu bağışıklık sistemi çökmüş/yok olmuş bir hasta için kötü bir şey. Bir hasta yakını olarak ya da ziyaretçi olarak dahi Lenfoma, Lösemi ve diğer kanser hastalıklarına sahip hastalarınızı mümkün olduğunca az ziyaret edin. Bu hasta için yapabileceğiniz en güzel şey. Dışarıdan getireceğiniz bir mikropla boğuşmasını istemiyorsanız, bu riski almak istemiyorsanız lütfen hastanızı ziyaret etmeyin. Bazı insanlar idrak edemiyor bu ne demek, bağışıklık sistemi… Yok? El sıkışmayın, dokunmayın, en ufak grip, hastalık şüpheniz varsa yaklaşmayın!

Öte yandan bir hasta olarak,  sevdiklerinizi görüp dokunamamak, sizi görmek isteyen insanlara “Hayır, olmaz.” demek biliyorum, zor. Hiç olmadığı kadar arkadaşlarınıza ve ailenize ihtiyaç duyduğunuz anda kan değerlerinizin düşük olması, nötropenide olmak zor. Sabredin, ben sabrettim ve sabrediyorum.

 

IMG_20190311_172627878

11.03.19 – E.D

Durgun Geçen Günler

Bir boşluk ne kadar yer kaplayabilir ki diye düşünmeden edemiyorum. Boşluğun ne kadar büyük ve derin olduğu önemli olur muydu bu durumda? İçten içe doldurmaya çalıştığım bir boşluk varmış gibi hissediyorum. Bir sürü şeyle ilgilenmek, bazı şeyleri görmezden gelmek… Sanki bir boşluğu doldururken yerine başka binlercesi açılıyormuş gibi geliyor.

Bedenim bir buhrandaymışta kendimi birazcık iyi hissedebilmek için bir değeri kalmayan binlerce hayali feda ediyormuşum gibi. Gökyüzündeki sayısız yıldız kadar fırsatım olsa bunun anlamını çözebilmek için hepsini verirdim.

 

Tedavimin 9. ayını neredeyse bitirmek üzereyim. Artık eskisi kadar kan değerlerim düşüp kalmıyor. Acil maceraları(!) yok, enfeksiyon yok. Arada bir de olsa ateşler devam ediyor, arada bir de olsa. Taburcu edildiğim 2019 Mart’ından bu yana uzun süreli tedavi için hastaneye hiç yatırılmadım. Kısa süreli neyim olduğu anlaşılana kadar bir iki kez 10-20 günlük yatışlarım oldu. Bir tanesinin ramazan bayramına denk geldiğini hatırlıyorum.

Sanki iyileşmişim de rutin kontrollerime gidiyormuşum gibi geçiyor günler. Göğsümdeki kateter olmasa her hafta hastaneye gitmeme bile gerek yok belki de. Eğer öyle olsaydı ve birkaç randevuyu aksatmak gibi aptalca bir şey yapsaydım, kimse bundan haberdar bile olmazdı, arayıp sormazlardı bile.

Bilemiyorum hala almam gereken bir kemoterapim olduğunu biliyorum ve sonuncusunun yan etkilerinden birisi nefesimi kesmekti. İhtiyaç olur mu olmaz mı henüz belli olmayan bir kemik iliği nakli var. Göğsümdeki kateterin takılı olmasının sebeblerinden birisi eğer bu nakil planlanırsa hazırda durmasıydı. Hem, kan almayı da kolaylaştırıyor. Bütün bu gerçekler varken ne iyileştim diyebiliyorum, ne de kötüyüm.

İyiyim diyebiliyor olmaktan oldukça memnunum. Bu etrafınızdaki insanların sizin için daha az endişe ettiğinin işaretidir. Siz ne kadar iyi olursanız, onlar da o kadar rahat olurlar. Bu güzel bir şey.

 

Benim için sadece bu süreç biraz durgun geçiyor. Bunun bunaltısını ister istemez yaşıyorum. Elbette herkese olacak diye bir şey yok.

 

Yarınlar Daima Belirsizdir

Hayatta her zaman kendime şöyle telkinde bulunmayı tercih ederdim: “Eğer bir şey yapacaksan veya da yapman gerekiyorsa, planla ve öyle yap.”

Fakat son zamanlarda hayat gösteriyor ki ne kadar plan yaparsam yapayım bunları gerçekleştiremeyeceğim oluyor. Aylardır okumak istediğim ya da başladığım kitapları okuyamıyorum, yazmayı istediğim blog yazılarımı yazamıyorum, eh bari bu sene gidebileyim dediğim üniversiteye gidemiyorum. Hatta almam gereken ilaçları bile uzun süre kullanamadım.

Sorun plan yapmakta değil elbette. Hastalığımdan dolayı bu oluyor. Aşağı yukarı son yazımı nisan ayında yazmışım ve yazmak istediğim bir sürü yazım arkaplanda yarım kalmış şekilde duruyor. Bugün temmuz aylarındayız. Ben uzun zamandır hissettiğim halsizlik, ateşlenmeler, iştahsızlıkları yeni yeni aşıyorum, ya da aşmaya çalışıyorum.

Hatırladığım kadarıyla en son yaşadığım şeyleri açık açık mı anlatmalıyım yoksa üstü kapalı şekilde mi anlatsam bunu düşünüyordum. Yaşadığım şeyleri açık açık dinlemek, okumak gerçekten can sıkıcı olabilir. Herkesin psikolojisi aynı değil ve bu hastalığa yakalanmış veya hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen birisini üzebilir.

Belki de en büyük hatam tedavi sürecimi tamamlamadan bu yazıları yazmaya başlamamdır. Çünkü ben de anlık olarak duygusal olarak etkileniyorum. Aldığım bir kararın gerçekten mantıklı ya da duygusal bir karar olmasından emin olamıyorum. Önemi yokmuş gibi geliyor ama etkilendiğim için mi yoksa o şeyi gerçekten yapmak istediğim için mi yapıyorum bunu bazen bilmiyorum. Yazdığım bir yazıyı duygusal kararlarla mı yoksa yazmak istediğim için mi yazıyorum bu şu anda çok belirsiz. Blog dışında tuttuğum günlüğüm de mevcut ve o günlüğe genelde duygularım beni yazmaya ittiği zaman yazılar yazarım.

Üzüldüğüm ya da sevindiğim şeyleri yazarken acaba fazla mı tepki veriyorum diye düşündüğüm anlar oluyor. Twitter’da ya da farklı bir platformda gördüğüm, okuduğum bir yazı beni aşırı duygulandırabiliyor. Şu bahsettiğim günlüğüm bir zamanlar gerçekten neler hissettiğimi rahat rahat yazabildiğim, anlatabildiğim tek şeydi. Şimdi o günlüğe yazarken bile içimi rahat rahat dökemiyorum. Günlükten bile saklıyorum hissettiklerimi. Yıllar yıllar önce böyle bir boşluğa düşmüştüm. İçine kapanık olmak. Ama hayır, belki gerçekten yaşadıklarımı, hissettiklerimi birilerine anlatamıyor olsam da içine kapanıklık olarak adlandıramazdım bunu. Çünkü rahat rahat konuşabildiğim birisi olsa bile bu durumda anlatacağım şeyler çektiğim acılar, ruhunun daralması, yapmak istediğin şeyleri yapamamak seni anlayacak birisinin olmaması gibi konular olurdu. Hastanede iken böyle hissettiğimi fark ettikleri zaman bu hisleri daha rahat atlatmamı sağlayacak ilaç önermişlerdi. Bir süre kullandım fakat tekrar böyle olduğunu fark ettiklerinde bunu reddettim. Çünkü ilk kullandığım zaman bunun nasıl işlediğini anlayamıyordum yani yine aynı şeyleri hissediyordum. Elbette benden o fikirleri çekip atacağından değil, sadece bu şey gerçekten bu fikirler arasında daha rahat hissetmemi nasıl sağlıyordu?

Her neyse bu şeylere gerek kalmadan bunu atlattım. Belki de atlattığımı düşünüyorumdur. Peki peki paranoyak olmaya gerek yok.

11.07.19 13:05 – Perşembe

Perşembeleri her zaman sevmişimdir. Neden bilmem. Bugün LP’nin son günüydü. Daha doğrusu son kalan LP’mi aldığım gün oldu. Şu anda aşağı yukarı ben bu hastalıkla tanışalı 7 ay oldu. Hala da devam etmekte. Bu süre içerisinde bir sürü LP oldu bazılarını vaktinde alabildim bazılarını çok sonraları. Bittiği için memnun hissediyorum. Aşama kaydettiğini hissetmek, biliyor olmak güzel bir his. Bir süre daha elimden gelirse yazmaya devam etmek istiyorum. Nasıl hissedersem hissedeyim bunu paylaşıyor olmak, unutmamak benim için önemli.

Lenfoma: İlk Tepki ve Yaşadıklarım

Hayatınızda duymak istemeyeceğiniz bir sürü şey elbette olmuştur. Bu da onlardan birisi olsa gerek, kanser olduğunuzu öğrenmek. Benim için bu aslında tam olarak böyle olmamıştı, ortada ciddi bir durum vardı fakat henüz kanser olduğu kesin değildi. Şüpheler Lenfoma/Lösemi üzerineydi. Tabii bunlar sadece birkaç dakika içinde öğrendiğim şüphelerdi. Doktorların mesaisinin bitmesinden biraz önce sonuçlarımın çıktığı haberini almıştım. Tabii olan bitenden bir haber hastaneye yetişmeye çalışıyordum. Sonunda doktorun odasında kendimi bulduğum vakit sonuçlardan daha çok kişisel hayatımdan bahsediyordum. Aslında karşınızdaki insan doktorsa ve size sonuçlarınızdan önce hayatınızla ilgili bir şeyler soruyorsa muhtemelen durum ciddidir. Yani ben böyle hissetmiştim ve sanırım  o dakikadan itibaren beklentilerimi bir kenara bırakmalıydım ve gerçeklerle yüzleşmek için derin bir nefes almam gerekiyordu. Evet, iki hafta sonra Istanbul’a dönecektim ve yanımda götüreceğim şey 12CM’lik kitle ve lenf şişliklerimdi. Tahliller bunu söylüyordu. Böyle düşünmemiştim bir önemi de yoktu. O an bunların ne demek olduğuna biraz yabancı biraz bilir bir halde 1 haftada tedavi olup tekrar üniversiteye dönüp dönemeyeceğimi soruyordum ya da iki hafta daha bunu ailemden saklamamın bana bir zararının olup olmayacağını.

“Vizelere lanet, finallere selam.”

Evet her şey birkaç hafta önce başlamıştı ve çok masumdu. Ensede iki tane şişlik… Bunun bu noktalara kadar geleceğini düşünmemiştim. Evimi okulumu ve arkadaşlarımı bırakıp diğer gün Istanbul’a döndüm. Erken dönmüştüm. Lenf ve kitlem henüz ikinci bir tahlile girmediği için hala bir umut vardı. Tabii ben böyle düşünüyordum. ÇAPA Tıp’ta boynumun sol tarafından örnek alındı ve tahlil yapıldı. İlk sonuçlar Lenfoma/Lösemi’yi gösteriyordu ama her şey sonuçlanmamıştı, ikinci ve üçüncü sonuçlar da olacaktı.

IMG_20190324_100823

Bu sırada kimse gögsümdeki kitle hakkında konuşmuyordu ya da soru sormuyordu. Lenf örneğine ve boynumdaki şişlere odaklanmıştı doktorlar. Biz de kendimiz Süreyyapaşa Göğüs Hastanesine gittik. İlaçlı MR sonrası sonuçlara cerrah göz attı ve lenf sonucumun ilkine göre hastanede tedaviye başlamam gerektiğini tedaviye göre kitlenin yok olabileceğini olmazsa müdahale gerektiğini şimdi müdahale edilemeyeceğini söyledi. Açıkcası biraz canım sıkılmıştı. Bana göre bu kitle ile kemoterapi almam ağır gelecekti belki de kitle gitmeyecekti ve 1 yılı bulabilen bir tedavi sırasında büyüme şansı ya da evre atlama şansı olacaktı. Eğer müdahale edilmezse ben böyle olacağını düşünüyordum. Lenfoma’ya bir sorunmuş gibi bakmadım, umursamamayı tercih ettim. Umrumda değildi kısacası kanser olmak, daha azı için üzüldüğüm şeyler olmuştu. Dönüş yolunda bu haberden fazla etkilenmiş olacağım ya da gerçekten işler ters gitmeye başladı. Kusmaya ve fenalaşmaya başladım. Yolda belki de 3-4 defa kustum bir şey yemediğim için midem de boştu. Ah, böyle bir his yok! Eve zar zor geldim ve evde de kusmaya kötüleşmeye devam ettim. Buna engel olamıyordum, dinlenince geçmiyordu da. Ambulans çağrıldı ve ben Marmara Eğitim Araştırma Hastanesi aciline gittim. Ambulans ile olan yolculuğumu anlatmasam daha iyi olacak. Aylarca herhangi bir araca binmekten ve bu düşünceden nefret ettim. Araba kelimesi bile başımı döndürmeye, midemi kaldırmaya yetiyordu.

Acilde müdahaleler yapıldı kan örnekleri alındı ve biraz olsun rahatladım. ÇAPA’daki yatma tarihime yanılmıyorsam bir haftadan daha fazla zaman vardı. Bu da tedavi başlangıcı değil sadece kontol içindi ya da ön hazırlık. Acile geliş şeklime bakılırsa, ÇAPA’daki yatış süreme kadar beklemek sonsuzluk gibi geliyordu. Üzerimdeki baskıyı kaldıramayacak gibi oluyordum. Belki biraz olsun rahatlayabilsem bunlara da gerek kalmayacaktı. Acildeyken Marmara E & A Hastanesi’nde yer olup olmadığını kontrol etmelerini rica ettik. Sağ olsunlar ilgilendiler ve boş yer vardı. Bu benim için inanılmazdı. Özellikle de hastanede yatmaya başlayınca bunu daha net bir şekilde anlamıştım. Gerçekten boş yer bulmak zordu. O kadar çok hasta var ki, inanılmazdı. Bu bahsettiğim tarih tam olarak 26/11/2018’idi. Bu tarihden itibaren 4 aydan biraz fazla süreyle,  hastanede kaldım.

Buraya kadar anlattıklarımın üzerine derin bir nefes almam gerekiyor. Çünkü bundan sonrasını nasıl anlatsam gerçekten ben de pek bilmiyorum. Benim için eğlenceliydi aslında fakat, doğrusu bunu bir başkasına yansıtmak olunca insan düşünmeden edemiyor. Gerçekten yaşadığım her şeyi olduğu gibi anlatmalı mıyım yoksa bazı şeyleri saklamalı mıyım? Elbette her şeyi anlattığım senaryoda da saklayacağım bazı şeyler olacak. Bunu düşünmem gerekiyor.

Kanser ve Lenfoma

Hasta olmanın en güzel yanı onu yendiğiniz zaman ne kadar güçlü olduğunuzu fark etmeniz olması. Tabii bunun farkında olanlar sadece özel hastalar. Sıradan bir gribi yendiği için kendini harika hisseden bir kişi henüz görmedim. Tabii pazartesi günü iş yerinde sunumu yoksa…

Lenfoma mıyım neyim? Elbette öyleyim. Tanıştırayım…. T Hücreli Lenfoma Hastası Ensar. Evet, bu kişi bendenizin taa kendisi. Bunu tedavi sürecimden 4 ay sonra kaleme alıyorum. Daha önceki yazma denemelerim yarım kalmış olabilir. Bilin bakalım neden?

Bir şeyler görmüş geçirmiş, henüz nirvanaya ulaşamamış ama bu yolda ilerleyen -tedavisi devam etmekte- , yarını iple çeken, yerinde duramayan zıpır mı zıpır bir hasta olabilirim. Ee tabii daha önce kanser ettiklerim varsa kusuruma bakmasın bugün kanser benim. 🙂 Şaka bir yana eğer bu yazıyı okuyorsan ve sadece ne olup bittiğini öğrenmek için okuyan birisinden daha fazlası isen, YALNIZ DEĞİLSİN. İster lenfoma olsun isterse başka bir şey, bu önemli değil. Ben şu anda yürüdüğüm yolda gördüğüm şeyleri aktaracak olabilirim fakat bu yolda ilerlemek bildiğin gibi insana bir şeyler kazandırıyor. Belki sana kanser olmak korkunç geliyor olabilir ya da bu korkunu yenmek istiyor olabilirsin. Eğer zaten bu umrunda değilse, hanene bir artı yazmama izin verirsin herhalde. Diğer türlü ise de bu hiç sorun değil çünkü hepimiz insanız ve eğer bir sorunumuz varsa bu aşamayacağımız bir sorun olmayacaktır. Bazı zorluklar üstüne üstüne geliyormuş gibi olabilir fakat bu sorunla nasıl mücadele ettiğimizle alakalı ya da ona nasıl baktığımızla. Karşısında durmak istediğimiz kanseri yenmek için ondan korksakta ya da endişe etsekte günün sonunda hala onu yenmek istiyor olmak bizi zafere taşıyacak şey olacaktır. Korkusuz olmanın değil, korksak dahi bir şeylerin üzerine gidebiliyorsak bunun adı cesaret. Fazlasını istemiyorum senden, sadece bunu başarabileceğine dair inancın olsun.

Seninle beraber bir yolculuğa başlıyoruz, bu sadece bir başlangıçtı.

Redmi Note 3 Android 9 (Pie) Kurulumu

Xiaomi, kısa bir süre sonra resmi olarak Redmi Note 3 için MIUI geliştirmelerini durduracak. Resmi olarak Android 6.0.1 sürümünde kalacak olan Redmi Note 3 için alternatif olarak Android 7, 8 ya da 9 kurabilirsiniz. Ne kadar Xiaomi resmi olarak geliştirmeyi durduracak olsa da, xda forumunda geliştiriciler “Kenzo” için çalışmaya ve geliştirmeler yapmaya devam ediyor. Android 8.1(Oreo)’da istediğimi bulamadığım için bir süre Android 7.1.2 (Nougat) kullanmaya devam ettim. Bu süre içerisinde Android Pie gelişmelerini takip etmekteydim. Uzunca bir süre hatalar ve performans geliştirmeleri ile uğraşan xda geliştiricileri günlük kullanımda sorun çıkartmayacak nihai sürüme oldukça yaklaştı. AEX, CAF, HavocOS gibi sürümler arasında bu sürümleri deneyenlerin kullanıcı yorumlarını ve karşılaştıkları hataları takip ettim. İçlerinde en çok HavocOS’un kullanıcı yorumlarını ve HavocOS’un özelliklerini beğendim. Onlarca kişiselleştirmeye sahip. Durum çubuğu, hızlı panel, donanım butonları ve çeşitli yerlerde kişiselleştirmeler yapabilirsiniz. Test ettiğim kadarıyla 2016 yılında aldığım telefonumda oldukça olumlu sonuçlar aldım. Yaptığım çeşitli modifikasyonlarla ve modlarla telefonumu kullanmak oldukça zevkli bir hale geldi. Her ne kadar resmi sürüm Android 6.0.1’den öteye gidememiş olsa da Redmi Note 3 yeni Android sürümlerinde akıcı bir şekilde çalışacak kadar güçlü bir telefon. Bunu çeşitli port sürümleri ve LineageOS ya da diğer geliştiricilerin sürümlerini deneyenler onaylayacaklardır. Özellikle portlanmış Google Camera ile fotoğraf kalitesinin stock kameraya göre gözle görülür derecede farkları mevcut. Eğer fotoğraf çekmeyi seven ve fotoğraf kalitesine önem veren birisi iseniz Google Camera kullanmayı deneyebilirsiniz. HavocOS Pie kurduktan sonra Kenzo için bulabileceğiniz birçok Google Camera port sürümü olacaktır.

 

android-pie

Öncelikle Fastboot Format ile son sürüm Firmware’ı telefonumuza kurmamız gerekiyor. Bunun nasıl yapılacağını bilemiyorsanız eğer: https://ensardemirkol.wordpress.com/2018/09/02/xiaomi-redmi-note-3-fastboot-format/

Bu işlemi yaptıktan sonra telefonumuzun bootloader kilidini açmamız ve stock olarak gelen kurtarma bölümü yerine custom bir recovery bölümü telefonumuza eklememiz gerekiyor ki custom rom kurabilelim. Eğer booloader kilidinizi resmi olmayan yollarla açtıysanız bu adımları atlayabileceğinizi düşünebilirsiniz. Resmi olmayan yollarla açılmış bootloader kilidi olan bir Redmi Note 3’e Android Pie kurmak sorunlar yaşamanıza neden olabilir. İlk başta bu sorunları yaşamasanız bile ilerleyen günlerde yaşamanız mümkün.

Bootloader Kilidi Nasıl Açılır?

Resmi Olarak Xiaomi Miui Telefonların Bootloader Kilidini Açmak

Miui sitesinden indireceğiniz bootloader unlock uygulamasına Miui hesabınızla giriş yapıp telefonunuzu kablo ile bilgisayarınıza bağlayıp kolayca bootloader kilidini açabilirsiniz. Bu açma işleminden sonra telefonumuza stock recovery yerine custom recovery kurmamız gerekiyor.

Kurtarma Bölümünü Değiştirmek

Uyarı: Bu işleme başlamadan önce eğer Windows kullanıcısı iseniz “Sürücü İmzası Doğrulamasını Devre Dışı Bırakma” seçeneğini kapatmalısınız. Yani bu korumayı devre dışı bırakmalısınız.

Windows 10 kullanıyorsanız aslında bu işlemler oldukça kolay. Yapmanız gerekenler sırasıyla:

1. Platform Tools’u bir klasöre çıkartmak

2. Son sürüm TWRP imaj dosyasını plaform-tools klasörü içerisine atmak

3. Komut İstemi (cmd)’yi açmak ve platform-tools klasörü dosya yoluna girmek

Örnek dosya yolu:

cd “sizin platform-tools klasörünüzün dosya yolu”

cd C:\platform-tools

4. Telefonunuzu kapatarak ses kısma tuşu + güç tuşuna basılı tutarak fastboot moduna almak

5. Şarj kablonuzla telefonunuzu bilgisayarınıza bağlamak

6. Komut İstemi (cmd) de fastboot flash recovery twrp-imaj-dosyası-adi.img yazmak.

Eğer işlem başarılı olursa başarılı olduğuna dair bir mesaj gelecek ve telefonunuzun kablosunu çıkartıp telefonunuzun ses açma ve güç tuşlarına aynı anda basabilirsiniz. MI logosunu görünce güç tuşundan elinizi çekebilirsiniz. Ses açma tuşuna bir süre daha basmaya devam edin. Kurtarma modu gelince elinizi çekebilirsiniz.

Kurtarma modunda kuruluma geçmeden önce “Wipe” etmeniz gereken bazı bölümler olacak:

Bu işlemi Wipe bölümünden yapabilirsiniz.

System / Data / Cache / Dalvik bölümlerini wipe edip Install bölümünden HavocOS + Gapps zip dosyalarını gönül rahatlığıyla kurabilirsiniz.

 

Evet bütün işlem bu kadardı. Eskiden haftalarca bootloader kilidinin açılmasını beklemek gerekirdi. Xiaomi Miui Unlock uygulamasını çıkartıp bootloader kilidinin açılmasını birkaç saniyeye indirdiğinden beri Custom ROM kurmak ve bootloader kilidini açmak oldukça kolay ve güvenli hale geldi. Eğer siz de bootloader kilidini eski ve resmi olmayan yöntemlerle açtıysanız bir an önce telefonunuza son sürüm firmware atmanızı ve resmi olarak bootloader kilidinizi açmanız yararınıza olacaktır.

Platform Tools Son Sürüm(Windows): https://dl.google.com/android/repository/platform-tools-latest-windows.zip

TWRP Kurtarma Bölümü(Kenzo): https://eu.dl.twrp.me/kenzo/

Miui Unlock Uygulaması: http://en.miui.com/unlock/

Official HavocOS xda Konu Linki: https://forum.xda-developers.com/redmi-note-3/development/rom-havoc-os-t3845305

Kenzo için Son Sürüm HavocOS İndirme Sayfası: https://sourceforge.net/projects/havoc-os/files/kenzo/

Gapps İndirme Sayfası: https://opengapps.org/